94 Kilogramlık Elektrikli Uçak Motoru 1.000 Beygir Güç Üreterek Havacılıkta Çığır Açıyor
94 Kilogramlık Elektrikli Uçak Motoru 1.000 Beygir Güç Üreterek Havacılıkta Çığır Açıyor

1.000 Beygirlik Kompakt Motor Tanıtıldı: 94 kg’lık Sistemle Yüksek Performans

Almanya‘nın Erlangen kentindeki Fraunhofer Entegre Sistemler ve Cihaz Teknolojisi Enstitüsü (IISB) araştırmacıları, havacılık sektörünün en büyük çıkmazlarından birine neşter vurdu. Sadece 94 kilogram ağırlığında olmasına karşın tam 750 kW yani 1.000 beygir güç üretebilen bir 94 kilogramlık elektrikli uçak motoru geliştiren ekip, mühendislik dünyasında heyecan yarattı. 60 santimetre uzunluğunda ve 25 santimetre çapındaki bu kompakt ünite, aşağı yukarı 12,5 kilogramlık bir mutfak tüpü kadar yer kaplıyor. Görünüşü mütevazı olsa da içindeki potansiyel, bölgesel havacılığın geleceğini yeniden şekillendirecek düzeyde.

Kilogram Başına 8 kW: Elektrikli Havacılıkta Yeni Bir Eşik

Bu motoru asıl sıra dışı kılan şey, sahip olduğu güç yoğunluğu. Fraunhofer IISB mühendislerinin açıkladığı teknik verilere göre motor, kilogram başına tam 8 kW güç üretebiliyor. Bu değerin ne kadar etkileyici olduğunu anlamak için ufak bir karşılaştırma yapalım. Günümüzde otomobillerde kullanılan sıradan elektrik motorları kilogram başına 2 ila 4 kW aralığında seyrediyor. Havacılık için özel olarak üretilmiş en gelişmiş elektrik motorları bile ancak 5 ya da 6 kW/kg seviyesine ulaşabiliyor. Fraunhofer‘ın 94 kilogramlık elektrikli uçak motoru ise bu çıtayı belirgin biçimde yukarı taşıyor. Üstelik 750 kW‘lık çıkış gücü, küçük turboprop uçak motorlarının ürettiği güçle birebir aynı seviyede. Bu da motorun teorik olarak 50 ila 100 yolcu kapasiteli bölgesel uçakları besleyebilecek kapasiteye sahip olduğu anlamına geliyor.

Hairpin Sargılar ve 0,15 mm‘lik Çelik Sacın Gücü

Peki bu kadar küçük bir hacme bu denli yüksek güç nasıl sığdırılabildi? Araştırma ekibi, geleneksel yuvarlak kesitli bakır tel sargılar yerine “hairpin winding” olarak adlandırılan dikdörtgen kesitli özel bir sarım tekniğine başvurdu. 4×3 fazlı bu konfigürasyon sayesinde stator içerisine çok daha fazla bakır iletken yerleştirilebiliyor. Bu da daha yüksek akım yoğunluğu ve dolayısıyla daha fazla güç üretimi demek. Aynı zamanda bu yapı, sargıların stator çekirdeğiyle ısıl temasını iyileştirerek soğutma verimliliğine de katkı sağlıyor.

İkinci kritik yenilik ise motorun içinde kullanılan NO15 kodlu ultra ince çelik saclar. Sadece 0,15 milimetre kalınlığındaki bu saclar, standart elektrik motorlarında kullanılan sacların neredeyse yarısı kadar. Metal kalınlığı azaldıkça yüksek devirlerde oluşan girdap akımları da ciddi ölçüde düşüyor. Girdap akımlarının azalması ise daha az ısı üretimi ve çok daha yüksek verimlilik anlamına geliyor. Dakikada 21 bin devir gibi ekstrem hızlara çıkabilen motor, doğrudan yağ püskürtmeli gelişmiş bir soğutma sistemi sayesinde termal dengesini korumayı başarıyor. Yapılan ölçümler, motorun 13 bin ile 21 bin devir aralığında yüzde 98‘in üzerinde verimlilikle çalıştığını ortaya koyuyor.

Dört Bağımsız Bölüm: Havada Arıza Korkusuna Son

Havacılıkta performans kadar güvenlik de olmazsa olmaz bir unsur. Fraunhofer mühendisleri bu gerçeği göz önünde bulundurarak motoru dört bağımsız bölümden oluşan yedekli bir mimariyle tasarlamış. Her bir bölüm kendi sargılarına, kendi eviricisine ve kendi kontrol sistemine sahip. Uçuş esnasında herhangi bir bölüm devre dışı kalsa dahi diğer üç bölüm çalışmaya devam ediyor. Bu sayede motorun tamamen durması gibi bir senaryo ortadan kalkıyor. Havada meydana gelebilecek kısmi bir arıza, uçağın iniş kabiliyetini etkilemiyor. Fraunhofer IISB‘den yapılan açıklamada, motorun konsept aşamasından termal ve mekanik tasarıma, üretimden nihai doğrulamaya kadar tüm geliştirme sürecinin havacılık standartlarına uygun şekilde yürütüldüğü vurgulanıyor.

Project AMBER: Avrupa‘nın Temiz Havacılık Hedefi

Bu 94 kilogramlık elektrikli uçak motoru, Avrupa Birliği‘nin Horizon Europe programı kapsamında fonlanan Project AMBER çatısı altında geliştirildi. AMBER projesi, hidrojen yakıt hücreleriyle beslenen yaklaşık 2 MW sınıfında hibrit-elektrikli bir itki sistemini olgunlaştırmayı ve doğrulamayı hedefliyor. Konsorsiyumun liderliğini İtalyan havacılık devi Avio Aero üstlenirken GE Aerospace gibi sektörün diğer ağır topları da projeye destek veriyor. Fraunhofer‘ın geliştirdiği motor, bu paralel hibrit mimaride Avio Aero‘nun Catalyst sınıfı turboprop motoruyla eşleştirilecek.

Hedef oldukça iddialı: 2035 yılında hizmete girmesi öngörülen yeni nesil bölgesel uçaklarla, 2020 referans yılına kıyasla karbon emisyonlarını en az yüzde 30 oranında azaltmak. Fraunhofer ICT‘nin yaptığı yaşam döngüsü analizlerine göre, sistemin yüzde 100 sürdürülebilir havacılık yakıtıyla çalıştırılması halinde sera gazı emisyonlarındaki düşüş yüzde 90‘a kadar çıkabiliyor. Bu da AMBER projesini, gökyüzünün karbon ayak izini silme yolunda en iddialı girişimlerden biri haline getiriyor.

Laboratuvardan Gökyüzüne Uzun Bir Yol Var

Bütün bu etkileyici rakamlara rağmen işin bir de gerçekçi tarafı var. Laboratuvar ortamında doğrulanmış bir prototip ile havacılık otoritelerinden sertifikasyon almış ticari bir ürün arasında hâlâ aşılması gereken ciddi bir mesafe bulunuyor. Elektrik motorunun kendisi ne kadar hafif ve güçlü olursa olsun, hidrojen yakıt hücreleri, batarya sistemleri ve güç elektroniği gibi diğer bileşenlerin de benzer bir olgunluk seviyesine ulaşması gerekiyor. Yine de onlarca yıllık zaman dilimlerinde ilerleyen havacılık inovasyonları düşünüldüğünde, Fraunhofer‘ın ortaya koyduğu bu 94 kilogramlık elektrikli uçak motoru, elektrikli uçuşun bir hayal olmaktan çıkıp somut bir gerçekliğe dönüştüğünün en güçlü kanıtlarından biri.